Uzun zamandır İstanbul’un tarihi yerlerini daha yakından görmek istiyordum. AdresGezgini’nden kazandığım tatil fonu sayesinde uzun zamandır planladığım bu geziyi sonunda gerçekleştirdim. Yaptığım İstanbul gezisini mümkün olduğunca tarihi yapıları keşfetmeye ayırdım.
İki günlük gezi boyunca Dolmabahçe Sarayı, Ortaköy, Topkapı Sarayı, Yerebatan Sarnıcı ve Ayasofya Camii'ni ziyaret ettim.
İlk Gün: Dolmabahçe Sarayı ve Ortaköy
İstanbul gezimin ilk durağı Dolmabahçe Sarayı oldu. Boğaz kıyısındaki konumu bile sarayı görmeden önce etkileyici atmosferi ile büyüleyiciydi.
Osmanlı Devleti'nin son dönemlerinde kullanılan en önemli yapılardan biri olan Dolmabahçe Sarayı’nın mimarisinde klasik Osmanlı saraylarından farklı olarak Avrupa etkisini oldukça net şekilde görmek mümkündü. Dışarıdan bakıldığında bile ihtişamlı bir görüntüye sahip olan yapı, iç bölümlere geçildiğinde çok daha etkileyiciydi.
Sarayı gezerken en fazla dikkatimi çeken detaylardan biri kullanılan süslemeler oldu. Büyük salonlar, yüksek tavanlar, avizeler, işlemeli duvarlar ve birbirinden gösterişli odalar sarayın ne kadar büyük bir özenle hazırlandığını gösteriyordu.
Dolmabahçe Sarayı'nı benim için özel yapan konulardan biri de Mustafa Kemal Atatürk’ün hayatının son dönemini burada geçirmiş olmasıydı. Sarayın tarihini düşünerek odalar arasında dolaşmak, burayı sadece mimari açıdan güzel bir yapı olmaktan çıkarıp benim için çok daha anlamlı bir yer haline getirdi.
Saray gezisinin ardından Ortaköy’e geçtim. Dolmabahçe’nin tarihi ve sakin atmosferinden sonra Ortaköy’ün daha hareketli yapısı güzel bir değişiklik oldu.
Boğaz manzarası, Ortaköy Camii ve köprü manzarası bir araya geldiğinde İstanbul’un en güzel görüntülerinden biri ortaya çıkıyor. Bir süre sahilde yürüyüp çevreyi gezmek, ilk günü keyifli şekilde tamamlamamı sağladı.
İkinci Gün: Tarihi Yarımada
İkinci günümü tamamen tarihi yarımadaya ayırdım. İlk durağım Topkapı Sarayı oldu.
Topkapı Sarayı, uzun yıllar Osmanlı padişahlarının yaşadığı ve devletin yönetim merkezi olarak kullandığı çok önemli bir yapı. Sarayın içerisinde ilerledikçe buranın sadece bir yaşam alanı değil, aynı zamanda büyük bir devletin yönetildiği merkezlerden biri olduğunu daha iyi anlıyorsunuz.
Topkapı Sarayı'nın beni en çok şaşırtan taraflarından biri tek bir büyük binadan oluşmamasıydı. Avlular, köşkler, odalar ve farklı bölümler arasında ilerledikçe oldukça geniş bir alanı keşfetmiş oluyorsunuz. Her avluya geçtiğinizde farklı bir atmosferle karşılaşıyorsunuz.
Osmanlı tarihinin önemli merkezlerinden biri olması nedeniyle sarayın her köşesinde farklı bir tarihi detayla karşılaşmak mümkün. Ayrıca bazı bölümlerden görülen İstanbul ve Boğaz manzarası da oldukça etkileyici.
Topkapı Sarayı’nın ardından Ayasofya Camii’ne geçtim.
Ayasofya, İstanbul’un en önemli simgelerinden biri. Dışarıdan oldukça etkileyici görünse de içerideki büyük kubbe ve yapının yüksekliği çok daha etkileyici bir atmosfer oluşturuyor.
Ayasofya’nın en güzel yanlarından biri, farklı dönemlerin izlerini aynı yapı içerisinde görebilmek. İstanbul’un ne kadar köklü bir geçmişe sahip olduğunu burada çok daha iyi hissediyorsunuz.
Ayasofya’dan çıktıktan sonra hemen çevredeki açık alanda biraz mola verdim. İstanbul gezilerinin klasiklerinden biri olan közde mısır ve kestaneden aldım. Güzel manzaranın karşısında, kalabalığın içinde sıcak mısır ve kestane yemek günün en keyifli küçük anlarından biriydi.
Günün son durağı ise Yerebatan Sarnıcı oldu.
Sarnıcın içine girdiğim anda dışarıdaki kalabalık şehir ortamından tamamen farklı bir atmosferle karşılaştım. Loş ışıklar, uzun sütunlar ve suyun üzerindeki yansımalar oldukça etkileyici bir görüntü oluşturuyordu.
Bizans döneminden kalan bu yapı, İstanbul’daki en farklı tarihi yerlerden biri olduğunu oldukça hissettiriyordu. Özellikle Medusa başlarının bulunduğu bölüm oldukça beni oldukça etkiledi.
Yerebatan Sarnıcı, gezdiğim yerler arasında atmosfer olarak en farklı olan yerdi. Sessiz, karanlık ve gizemli yapısı sayesinde İstanbul’un bambaşka bir yüzünü görmüş oldum.
İki Günlük İstanbul Gezisi
İki gün İstanbul’u tamamen keşfetmek için elbette yeterli değil. Ancak doğru bir rota oluşturulduğunda şehrin en önemli tarihi noktalarından bazılarını görmek mümkün.
İlk gün Dolmabahçe Sarayı ve Ortaköy, ikinci gün ise Topkapı Sarayı, Ayasofya Camii ve Yerebatan Sarnıcı benim için oldukça dengeli bir gezi programı oldu.
Bu kısa gezi sayesinde hem Osmanlı hem Bizans döneminden önemli yapıları görme fırsatı buldum hem de İstanbul’un farklı bölgelerindeki atmosferi deneyimledim.
İstanbul’dan ayrılırken aklımda kalan en önemli şey, bu şehrin birkaç günde gezilip bitirilemeyecek kadar büyük ve zengin olduğuydu. Bir sonraki İstanbul gezimde ise bu kez göremediğim farklı semtleri ve tarihi yapıları keşfetmek istiyorum.
